Külkedisi Sevdası

 Herkesin hayatında bir türlü ısınamadığı rutinler vardır. Tüm insanlığın yaptığı klasik durumlar olsa da kişiye stres yaşatır. Benim de çocukluğumdan beri haz etmediğim bir aktivite var tahmin edersiniz ki. Ayakkabı alışverişi… Benim gibi ayakları pek mini mini olmayan dostlarım bilir, bazen ayakkabılara bakmak güç ister. Görmezden gelmeye çalışırız. Ayakkabıyı küçültmek için geriye çeker, farklı açılarda tutarak olduğundan narin göstermeye çalışırız. Ancak kış için bir bot istiyorsak küçük ebatlı bulmak normalden daha zordur. Birçoğu kabadır veya olduğundan daha kalındır. Benim için tam bir kâbustur anlayacağınız. Yanımdan geçen diğer müşterilerin dikkatini çekmemek için dua eder ve sevmediğim onlarca botla kendimi güzel görmeye çalışırım.
 Tabi yaş aldıkça bazı korkular daha da yerleşiyor insanın aklına. O yüzden kendimi günün birinde, yine o korkulan mağazada bulmak benim için çocukluk travmalarımın üst üste binmesi olmuştu. Yine bana uymayacak yüzlerce ayakkabı fikriyle mağazaya adım attığım anda nefesim daralmıştı. Denediğim ayakkabılara yarı memnun yarı memnuniyetsiz bakarken gözüme bir ürün takıldı. Dikkatimi çekti. Şekli o kadar güzel değildi, diğerleri kadar kaliteli gözükmüyordu ancak tahmin edeceğiniz gibi küçüktü… Yüreğimde gizlemeye çalıştığım tatlı bir heyecanla denedim. Ve âşık oldum. Ayağım istediğim bir boyutta gözüküyordu. Minik, narin, bir kıza yakışır şekilde… 
 Aynada küçük botlarımla kendimi izlerken ayağımın önüne hafifçe vurduğunu fark ettim. “Rahat mı?” sorularına ılımlı yanıtlar veriyordum çünkü tek hedefim kendimi o ayakkabıda gördüğüm gibi hissetmekti. Prosedür gereği diğer botları da denedim ancak gidip gelip aynı fikre dönüyordum. Diğerleri kocamandı. Niye isteyecektim ki? Elimde rahat ancak çirkin, rahatsız ancak güzel iki seçenek vardı. Boğazıma ufak bir yumru oturdu sanki. Güzel olan bana uymuyor, bana uyan güzel olmuyordu demek ki. Sonuç benim güzele layık olmadığıma kadar gitti. “Fazla tepki vermişsin.” Diye düşünebilirsiniz. Dedim ya… Çocukluğumdan beri kötü hissettiğim bir gerginlik… Bazen ne yaparsanız yapın ayrılmıyor beyninizden.
 Bir süre sonra utana sıkıla yine aynı ayakkabıyı seçmeye karar verdim. Rahatımdan ödün verebilirdim sonuçta değil mi? Güzel hissetmek benim de hakkımdı… Son bir umutla aileme düşüncelerini sordum. Onlardan küçük bir onay bekliyordu gözlerim. O onayı hissettiğim anda kararım netleşecekti. Daha umutluydum. Ta ki annemin ağzından şu sözler dökülene kadar. “Güzel ama senin olmayan bir şeyi giymeye çalışıyormuşsun gibi gözüküyor. Ayağın küçük ama tıkış tıkış görünüyor.” Donakaldım. Hayır düşündüğünüz gibi aklıma ayakkabı gelmedi. Bu laf çoğu zaman sergilediğim davranışın temsiliydi. Benim olmayan bir şeyi giymeye çalışmak… Güzel olan her şey benim için güzel olacak değil demek ki. O zaman hissettim o ayakkabıyı alırsam giyeceğim süreç boyunca bana nasıl zararlar vereceğini. Ayrıca bana uymayacak hayatlar için özenmenin beni ne kadar yıpratacağını anladım. Peki ne yapacaktım? Çirkin olanı mı seçecektim? O zaman da mutlu olmayacaktım. Ne yapmalıydım?
 Ayakkabı da dahil tüm hayatım gözlerimin önünden geçerken hiç görmediğim bir yerden görmediğim bir bot geldi. Güzel görünüyordu ancak ayağımda nasıl duracağından emin değildim. Denediğim anda diğer botlarda hissetmediğim bir rahatlık hissettim. Hızla ayağıma baktım. Çok küçük değildi ancak kaba durmuyordu. Şekilleriyle, duruşuyla tam benim istediğim bir ayakkabıydı. Diğerinin aksine karakterimi o kadar güzel yansıtıyordu ki… Ayakkabı benim için yapılmış hissi oluştu. Daha sonra beni yansıtan başka bir ayakkabı takıldı gözüme. Nereden geliyordu bu ayakkabılar? Ben neden şimdi görüyordum? Belki de onları görebilmem için ayakkabının bana uymadığının farkına varmam gerekiyordu. İlk ayakkabıyı denediğim için minnettar olmalıydım o halde…
 Evet… Olayın ayakkabıyla alakası yok dostlarım. Bazen hayatımız bize uymuyormuş gibi görünür. Kendimizi bir türlü bulunduğumuz ortama ait hissedemeyiz veya orada kendimiz gibi davranamayız. Ya rahatlığımızdan ya mutluluğumuzdan fedakârlık etmemiz gerektiğini düşünürüz. Halbuki biz, ikisine de layığız. Biz bulunduğumuz her durumda mutlu, huzurlu, kendimiz gibi davranma hakkına sahibiz. Biz insanız… İnsan olmayı hak ediyoruz. Ancak unutmayın ki doğru olanı bulmak için elimizden geldiğince ayakkabı denemeliyiz. Kırılmalıyız, üzülmeliyiz ki asıl istediğimiz ortaya çıktığında fark edelim. Koskoca Prens bile Külkedisini bulmak için bir ayakkabıyla tüm krallığı dolaşmış öyle değil mi?
 
                               -Beyaz Gül-

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cesaret Nedir?

Sancı

Dağınık, Herşey Dağınık