Rastgele bir günün rastgele bir sabahıydı. Gitmesi gereken yere gidiyordu, sebebini sorgulamadan. Adımları düzenli, hareketleri dengeliydi. Öğrendiği şekilde yaşıyor, öğrendiği şekilde yürüyordu. Doğru yolda olduğunu bilmek ona yeterdi. Fazlasına gerek yoktu. Ona verilen görevi yerine getirirken ayağına bir şey takıldı. Bakmak istemedi, bakmaya gerek duymadı. Tam ilerleyecekken rengi gözüne çarptı. Kırmızıydı ancak daha önce hiç böyle bir kırmızı görmemişti. Merakla eline aldı. Sıcak ve yumuşaktı. Anlamlandıramadığı bir hisle anında geri fırlattı. Sebebini bilmiyordu ancak o nesneyi hem sevmiyor hem de tekrar eline almak istiyordu. Kafasını salladı ve yoluna devam etmek istedi. Yürümeye çabalasa da ayakları ilerlemiyordu. Bir süre düşündükten sonra tekrardan yere eğildi ve garip nesneyi eline alıp bir kere daha inceledi. Bırakamayacağını anlayınca hızlıca gömleğinin sol cebine koydu ve görevine doğru yola koyuldu. Cebinden yavaş yavaş ısı yayılmaya başladı. Çok geçmeden tü...