Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ocak, 2024 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kurabiyenin Tatlı Kokusu

 Hiç kurabiye yaptın mı? Çok zor ve dikkat isteyen bir iştir. Güldüğünü hissedebiliyorum. Ama şaka yapmıyorum. Kurabiye yapmak zordur. Bütün benliğini kurabiyeye hazırlaman gerekir. Beynin ve bedenin bir uyum içinde olmalı. Kurabiye yaptığının bilincinde olmalısın. Hazır ölçülerle sıyrılamazsın. Gerektiği kadar un koymalısın. Hamuru yoğururken beş duyu organın açık olmalı. İlk önce şekerle yumurtayı çırpmazsan şeker karışmaz. Unu az koyarsan dağılır, fazla koyarsan kırılır. Unun ölçüsünü tam olarak anlamak için bir elinin temiz olması lazım. Eğer hamurlu elinle anlamaya çalışırsan sürekli eline yapışır. Unu az zannedersin ama ölçüyü bozan senin elin ve acelendir. Sabırla yoğurman gerekir. Yoksa malzemeler bir bütün olmaz. Piştiğini anlamak için sürekli fırını kontrol etmelisin. Kaşla göz arasında yanabilir. Bu kadar zor olmasına rağmen eğer sonuca değil de kurabiye yaptığın ana odaklanırsan hayatının en güzel terapilerinden birini yaşarsın. Tıpkı hayatımız gibi...  Evet doğru ...

"Veronika Ölmek İstiyor"

 İnsan yaşam bilinci ve ölüm bilinci arasında araftadır. Ölümü bilmeden yaşamın tadını alamayız. Çünkü yaşamı, yaşanabilir kılan şey onun yok olacağını bilmektir. İnsanların dilinde her zaman şu cümle vardır:"Bir daha dünyaya gelmeyeceğiz nasıl olsa." Tuhaf olan tarafta budur. Bu düşüncenin doğru oluşu. Her ne kadar kabul etmesekte insanın görevleri ve yapması gereken işleri vardır. Bazen bir kalbe biz dokunuruz, bazen de o bizim kalbimize dokunur. Gerçekten yaşam bilincine ulaşmak için ölmek şarttır. Binlerce kez öldüğünüzün hayalini kurarsınız, ölümün geleceği o son nefesi düşünüp durursunuz ama bilmezsiniz ki bu düşünceler sizi adım adım yaşama yaklaştıracaktır.  "Veronika ölmek istiyor" kitabından aldığım dersler vardı. Bunlardan biri insanlar durduk yere delirmezler. Yaşamak istedikleri yaşamın önüne engel koyulursa ve bu engel anne, baba,eş, çocuklar olursa kişi yaşam mücadelesi vermekten kaçmaya başlıyor. Yaşamak istediği hayat ile sevdiklerinin hayatının çel...

Özür Dilerim...

    Melda Hanım her zamanki gibi kendisini sinirlendiren kızına söyleniyordu. -Bıktım senden! Bir şeyi de güzel yap be kızım! Ben azarlamaktan bıktım sen azar yemekten bıkmadın! Ne okulun başarılı ne arkadaşlıkların başarılı! Bir insan hiç mi doğru bir şey yapamaz? Ben senin için uğraşırken sen kafana göre yaşa! Tabi arkanı kurtaran bir annen var değil mi? Anlatıyorum, anlatıyorum hala aynı hataları yapmaya devam ediyorsun. Ablana bir kere söylerdim bir daha söylememe gerek kalmazdı. Ama sen…. Anca beni kızdır, anca beni üz… Öleyim de yaşa ot gibi hayatını! -Bu kadar mı kötü bir insanım ben? Kızından gelen soruya karşılık Melda bıkkınlıkla nefes aldı. -Ne alakası var Ela? Yine saçma sapan konuşmaya başladın! -Evet, hep saçma sapan konuşan benim. Hep yanlış yapan benim. Başarısız olan benim. Sevgine layık olmayan benim değil mi anne? Bir duraksamadan sonra Ela titreyen bir sesle fısıldadı. - Bu kadar mı nefret ediyorsun benden? Halbuki ablam… Tam hayallerindeki evlat değil mi? ...

Benim Derdim Bana Yeter

  Uyanıyorum. Bugün ayrı bir halsizlik var sanki üzerimde. Kahvaltımı yaparken bir cinayet haberi duyuyorum televizyonda. Yüzümü buruşturuyorum. Güzel bir sabaha uyanmışken başkalarının sorunlarını mı dinleyeceğim? “Beni ilgilendirmez.” Diye düşünüyorum. “Benim derdim bana yeter.” Televizyonu kapatıp iştahla kahvaltımı yapıyorum. Giyinip işe gitmek için dışarı çıkıyorum. Yolda birkaç iri çocuğun zayıf arkadaşlarını ortalarına alarak dövdüklerini görüyorum. Ah şu çocuklar! “Neyse” diyorum. “Beni ilgilendirmez. Benim derdim bana yeter.”    Otobüs beklerken yanımda koltuk değnekleriyle yürüyen bir adam görüyorum. Bir anda değnek takılıyor ve yere düşüyor. Acıyla inlerken çıkan sesten rahatsız olup kaşlarımı çatıyorum. Adam benden yardım bekler gibi gözümün içine bakıyor. “Beni ilgilendirmez” diyerek önüme dönüyorum. “Benim derdim bana yeter.”    Bir süre sonra otobüs seferlerinin iptal edildiğini görüyorum. Sinirlenip yola yürüyerek devam ediyorum. Tam o sırada...

Sen Papatya Sevmezsin

Ellerimde papatyalar ile sana geliyorum. Sen hiç sevmezsin papatya. Ama toprağın üstünde bütün çiçeklerin rengarenk şölenini görmeni istiyorum. En sona papatyaları sakladım. Yoksa daha önce mi almalıydım. O kadar çiçeğin arasında ilk papatyanın kokusunu almazsın değil mi? Belki de papatyalar ile gelmemeliydim sana. Her cuma ellerimde çiçekler ile geziyorum mahallede. Kimse yan gözle bakmıyor alıştılar artık. Bir keresinde çiçeksiz geldim yanına. Nejla Teyze elimi boş görünce bahçesinden bir buket yaptı verdi. O gün çiçekleri bedavaya getirmiş bulundum ama manevi değeri büyüktü. Nejla Teyze sen çiçekleri seviyorsun diye özenerek topladı hepsini. Gerçi özenmeden çiçekte toplanmaz ama olsun. O yine de özen gösterdi. Elime aldığımda güllerinde dikeni olmadığını fark ettim. Eline diken batsın istemedi sanırım.   ~AhsenH~