Ana içeriğe atla

Basit Mucizeler

 Üsküdar sahili... Serin rüzgarıyla ve sıcak güneşiyle kafaları karıştıran Üsküdar sahili... Şehir hayatında pek fazla yüzyüze gelemediğimiz güneşin kendini rahatça sunduğu hatta hafif dalgalı denize yansıttığı simasıyla insanı mest ettiği Üsküdar sahili...
 Denizin rahatlatıcı bir etkisi olduğu aşikar. Ancak Üsküdar'ın etkisi sadece denizle sınırlı değil. Büyüsü, rastgele banklarda oturan yüzlerce farklı türde aileden geliyor. Hatta çimenlere oturmuş gençlerden, yolda simit satan abiden, gölgede yatan mahmur kedilerden geliyor. Kulağını şarkıyla tıkayıp sadece gözlerinden verim alma yeri değil orası. Tüm sesleri dinleyip yeryüzünün uyumunu hissetme yeri. Yaşlısından çocuğuna her tür insanın mutluluğuna tanık olma yeri. İstanbul'un çok farklı bir duygusuna şahit olma yeri.
 Okulum ve çevrem dolayısıyla sık sık uğrarım kendisine. Güneşin bir çok evresini deneyimleme şansına sahip olurum. Bazı anlar bıktığımı söylesem de adımımı attığım an aynı huzuru tekrar tekrar hissederim. Sabahı ayrı, akşamı ayrıdır benim için. Kiminle gidersem gideyim farklı duygularla aynı eylem ortaya çıkar. Gözlerimi yavaşça kapatarak güneşe bakarım. Bazen mutlu bazen hüzünlü... Güneş göz kapaklarımı yavaşça ısıtır. Çocukluğumda okuduğum bir kitapta anlatıldığı gibi... Bu sefer anılarım doldurur zihnimi. Hayatımın belirli evrelerini tekrar tekrar hatırlatırım kendime. Tüm düşünceler tek bir sonuçta birleşir: Karşılaştığım sorunlara rağmen, hayatın geçmeyecek gibi gözüken zorluğuna rağmen bir Üsküdar sahilinde sakinleşmek kadar mucizevi bir şey yaşamak...

                     -Beyaz Gül-

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ölü Gelin

 Victor kararsızdı. Hep olduğu gibi her şeyi birbirine karıştırmıştı. Bir yanda ölü gelin, bir yanda müstakbel gelin… Bir yanda müzikle anlaşabildiği Emily, diğer yanda gözleriyle âşık olduğu Victoria… Victoria taze bir çiçekti. Güzelliğiyle, masumiyetiyle dikenlerin arasında bir güldü. Emily ise ansızın hayatına girip güzelleştiren bir kelebek…  Victor başta istememişti Emily’yi. Bir anda konmuştu omzuna. Ama onun müziğini, kalbini görmüştü. İşlerin karışmasıyla kelebeğe doğru giderken buldu kendini. Kelebeğin bir günlük ömrü için kendini feda edecekti. Ama kelebeğin ihtiyacı bu değildi ki. Kelebek o kısacık ömrünü en güzel şekilde yaşayıp sonsuzluğa doğru uçmak istiyordu. Kelebek görülmek istiyordu. Saklandığı günlerin hatırına biri tarafından görülmeye ihtiyacı vardı. Ama Emily artık görülmüştü. Daha fazlasını isteyemezdi. Victor bunu hak etmiyordu. Victor onunla ölmek zorunda değildi. Onun Victoria’sı vardı. Dikenlerin arasında umutsuzca koklanmayı bekleyen masum Victoria...

Sancı

Aynanın karşısına geçmiş güzelliğini izlemekten kendini alıkoyamayan Lisa, tacını düzeltti. Annesine alması için yalvardığı elbisenin içinde çok naif hissediyordu. Pahalı olan bu elbiseyi aldırmak için bir yıldır yalvarıyordu. Modası geçmesine rağmen hâlâ çok pahalıydı ama modasının geçmesi hiçte umurunda değildi Lisa'nın. Bir eliyle eteğinin ucundan tutup kendi etrafında döndü ve kıkırdadı. Etrafında olup biten hiçbir şey umurunda değildi. Çünkü o an kimsenin, mutluluğunu bozamayacağı bir an yaşıyordu. Evin ikinci büyük ablası Marilda,Lisa'ya bir bakış attıktan sonra ablasına Luna'ya bakmaya devam etti. Sabahtan beri ablasının eteğinin dibinden ayrılmamıştı. Onun için derinden hüzün duyuyordu. Yaşları yakın olduğu için abla-kızkardeş ilişkisinden daha ziyade arkadaş gibilerdi. Birlikte büyüdük, birlikte yaşlanacağız sözünün gerçek olacağını düşünmüştü. Ama ölümden daha beter bir durumla karşılaşmış olmanın verdiği gerçeksi bir tokat ile sarsılmışlardı. Annesi ...

Cesaret Nedir?

 Çok da uzak olmayan bir zamanda arkadaşımla bir diziye başladık. Amerika ve Japon işgali içinde Kore halkının mücadelesini çok güzel anlatıyordu. Dram dizisiydi. Ağlanabilecek çok yer vardı. Ancak ben sadece bir yerinde hıçkırıklarımı tutamadım. Yan karakterin öleceğini hissettiği anda... Öyle korkusuz veya önemli bir karakter değildi. Diğerleri gibi kendini koruyamıyordu. Kötü bir ailenin zengin, şımarık çocuğu olarak biliniyordu. Belki de öyleydi. Komik ve cıvık şakalarıyla pek fazla sevilmiyordu. Ama dram dizisinde bile izleyicinin gülmesini sağlayan kişiydi kendisi. Sürekli sırıtırdı. Tabi ben o maskenin altında her acıyı hissediyordum.   Bir sahnede yaşlı bir adam öfkeyle su fırlattı bizimkinin yüzüne. Gülümsedi ve tek bir soru sordu: "Dedem miydi size zarar veren yoksa babam mı?" O an hissettiğim şeyi size nasıl anlatsam? Sevdiklerinin yaptığı bir hatayı telafi etmeye çalışmanın acısını bilir misiniz? Başkasının yükünü yüklenmenin ağrısını? Yaptığı doğru bir şey de...