Ana içeriğe atla

Yağmur

 Kavga ediyorum… Kimseyle değil, kendimle… Kendime karşı bağırışlarım yankılanırken gözlerimin buğulandığını hissediyorum. Kalbim, bir beden küçülmüş sanki… Kalıbına sığmıyor. Her nefesimde acı veriyor bana. Bir süre sonra nefes bile alamaz hale geliyorum. Vücudum artık beni boğarak öldürmeye çalışıyor sanırım. Ne yapacağımı bilmez bir şekilde çırpınırken pencereden yağmurun yağdığını görüyorum. “Gel, acını dindireyim! Gel, nefesini sana geri vereyim!” der gibi şakır şakır yağıyor. Son enerjimle kendimi dışarı atıyorum. Damlalar tenime değdiği anda ürperdiğimi hissediyorum. Her adımımda ayaklarım daha çok suyun içine giriyor. Soğuk yavaş yavaş içime işliyor. Sanki damlalar kalbimin ateşine düşüyor. Gözlerimi kapatıyorum. Ellerimi iki yana açıyorum. Yağmura, soğuğa, duygularıma, kalbime teslim oluyorum. Kendime teslim oluyorum. Gözümden yaşlar akmaya başlıyor. Gözyaşlarım yağmur damlalarına karışıyor. İçimdeki zehrin yavaş yavaş dışarı aktığını hissediyorum. Her damlada gözyaşlarım artıyor. Her gök gürültüsünde hıçkırıklarım yükseliyor. Derinlerde… En derinlerde bir kıvılcım canlanıyor. Umut sarmaşıkları içimi kaplamaya başlıyor. Yağmur, sözünü tutuyor. Nefesimi geri veriyor bana. Ne kadar süre orada kaldığımı bilmiyorum. Yavaşça ellerimi indiriyorum. Yağmurun, soğuğun, nefeslerin sahibine teşekkür ediyorum. Yavaşça uzaklaşıyorum. Umuda, hayallere doğru…

                                                                                                     -Beyaz Gül-

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ölü Gelin

 Victor kararsızdı. Hep olduğu gibi her şeyi birbirine karıştırmıştı. Bir yanda ölü gelin, bir yanda müstakbel gelin… Bir yanda müzikle anlaşabildiği Emily, diğer yanda gözleriyle âşık olduğu Victoria… Victoria taze bir çiçekti. Güzelliğiyle, masumiyetiyle dikenlerin arasında bir güldü. Emily ise ansızın hayatına girip güzelleştiren bir kelebek…  Victor başta istememişti Emily’yi. Bir anda konmuştu omzuna. Ama onun müziğini, kalbini görmüştü. İşlerin karışmasıyla kelebeğe doğru giderken buldu kendini. Kelebeğin bir günlük ömrü için kendini feda edecekti. Ama kelebeğin ihtiyacı bu değildi ki. Kelebek o kısacık ömrünü en güzel şekilde yaşayıp sonsuzluğa doğru uçmak istiyordu. Kelebek görülmek istiyordu. Saklandığı günlerin hatırına biri tarafından görülmeye ihtiyacı vardı. Ama Emily artık görülmüştü. Daha fazlasını isteyemezdi. Victor bunu hak etmiyordu. Victor onunla ölmek zorunda değildi. Onun Victoria’sı vardı. Dikenlerin arasında umutsuzca koklanmayı bekleyen masum Victoria...

Sancı

Aynanın karşısına geçmiş güzelliğini izlemekten kendini alıkoyamayan Lisa, tacını düzeltti. Annesine alması için yalvardığı elbisenin içinde çok naif hissediyordu. Pahalı olan bu elbiseyi aldırmak için bir yıldır yalvarıyordu. Modası geçmesine rağmen hâlâ çok pahalıydı ama modasının geçmesi hiçte umurunda değildi Lisa'nın. Bir eliyle eteğinin ucundan tutup kendi etrafında döndü ve kıkırdadı. Etrafında olup biten hiçbir şey umurunda değildi. Çünkü o an kimsenin, mutluluğunu bozamayacağı bir an yaşıyordu. Evin ikinci büyük ablası Marilda,Lisa'ya bir bakış attıktan sonra ablasına Luna'ya bakmaya devam etti. Sabahtan beri ablasının eteğinin dibinden ayrılmamıştı. Onun için derinden hüzün duyuyordu. Yaşları yakın olduğu için abla-kızkardeş ilişkisinden daha ziyade arkadaş gibilerdi. Birlikte büyüdük, birlikte yaşlanacağız sözünün gerçek olacağını düşünmüştü. Ama ölümden daha beter bir durumla karşılaşmış olmanın verdiği gerçeksi bir tokat ile sarsılmışlardı. Annesi ...

Cesaret Nedir?

 Çok da uzak olmayan bir zamanda arkadaşımla bir diziye başladık. Amerika ve Japon işgali içinde Kore halkının mücadelesini çok güzel anlatıyordu. Dram dizisiydi. Ağlanabilecek çok yer vardı. Ancak ben sadece bir yerinde hıçkırıklarımı tutamadım. Yan karakterin öleceğini hissettiği anda... Öyle korkusuz veya önemli bir karakter değildi. Diğerleri gibi kendini koruyamıyordu. Kötü bir ailenin zengin, şımarık çocuğu olarak biliniyordu. Belki de öyleydi. Komik ve cıvık şakalarıyla pek fazla sevilmiyordu. Ama dram dizisinde bile izleyicinin gülmesini sağlayan kişiydi kendisi. Sürekli sırıtırdı. Tabi ben o maskenin altında her acıyı hissediyordum.   Bir sahnede yaşlı bir adam öfkeyle su fırlattı bizimkinin yüzüne. Gülümsedi ve tek bir soru sordu: "Dedem miydi size zarar veren yoksa babam mı?" O an hissettiğim şeyi size nasıl anlatsam? Sevdiklerinin yaptığı bir hatayı telafi etmeye çalışmanın acısını bilir misiniz? Başkasının yükünü yüklenmenin ağrısını? Yaptığı doğru bir şey de...