Ana içeriğe atla

Fikret



 Günlerden bir gün pencereden dışarı bakarken mahallenin delisi Fikret geçti. Dalyan gibi delikanlı aklını bir ceviz kabuğuna sığdırmıştı. Sessizce her gün yürüyüş yapmaya çıkar ve kimseyle konuşmazdı. O olaydan sonra yanından geçerken ilk zamanlar çok korksam da zamanla alışmaya başladım. Artık onun geldiğini görünce duvara yapışık gitmiyordum en azından. O çok değişmişti, özellikle yüzündeki gülümsemenin yerini donuk bir bakış almıştı. Mahalledeki çocuklarda ondan çok korkardı. Her zaman aynı saatlerde çıktığı için pencerenin önünde onun geçmesini bekliyordum. Bir gün geçmedi mi meraktan ölürdüm. Eski Fikret'i çok özlüyordum. İnsanın yaşadığı bir olay hayatını ne denli değiştirebilir ki dediğim noktada Fikret, pencerenin önünden geçmişti. Her gün onu izlemek benim için bir rutin olmuştu. Zaten küçükken de her zaman onu beklerdim pencere önünde. Annem de Fikret'i çok severdi. Değişmeyen tek şey ise annemle hâlâ Fikret hakkında konuşabiliyor olmamızdı. Küçükken ona deliler gibi aşıktım. Hayatın anlamı benim için Fikret üzerine kuruluydu. Tatlı hayallerim vardı ona dair. Eskiden yürüyüşe çıkmadığı için ne zaman geçeceği belli olmazdı. Ama kalbim bir anlık çarpmaya başlardı ve ben pencereye koşardım. Annem evdeyse sessiz adımlarla koşmaya çalışırdım. Bu hissi ne zaman yaşasam tuhaf bir şekilde doğru çıkardı. Bir eli cebinde diğer eliyle saçlarını geriye atıp yürüyen Fikret... Ona karşı hissettiğim duyguyu hâlâ tarif edemiyorum. Onu gördüğüm günler günüm çok güzel geçerdi. Onu göremediğim günlerse tuhaf bir hissiyatla evin içinde dolaşırdım. Onunla göz göze gelmek ölüm gibi bir şeydi. Dışarıda yürüyüş yapmaya karar verdim ve dışarı çıktım. Hava serindi. Üzerime bir ceket alıp kapıyı çarptım. Yürümeye başladım. Onu gördüğüm için eskisi kadar mutlu olabiliyor muyum diye sorgularken mahallenin ortasında Fikretle karşı karşıya kaldık. Kalbim çok hızlı çarpıyordu ama kilitlenmiş bir şekilde sadece gözlerine bakıyordum. Vücuduma komut veremiyordum. Belki de bu anın uzun süre devam etmesini istediğim için olabilir. Fikretse dikkatlice gözlerime baktı. Yürüyüp gitmesi gereken bir durumun içinde sıkışıp kalmıştık. Kimse hareket etmiyor,kimse konuşmuyordu. Çöp konteynerinden bir kedi fırladı,irkildim. Aynı anda kediye bakıp daha sonra tekrar göz göze gelmiştik. Bir şey mırıldandı ama ne dedi anlayamadım. Gitmek için hareketlendi. Yanımdan geçerken eli yavaşça elime değmişti. Uzun süre yerimden ayrılamadım ve düşününce fark ettim ki Fikret, adımı mırıldanmıştı. Hacer...


                                                     ~AhsenH~


             

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ölü Gelin

 Victor kararsızdı. Hep olduğu gibi her şeyi birbirine karıştırmıştı. Bir yanda ölü gelin, bir yanda müstakbel gelin… Bir yanda müzikle anlaşabildiği Emily, diğer yanda gözleriyle âşık olduğu Victoria… Victoria taze bir çiçekti. Güzelliğiyle, masumiyetiyle dikenlerin arasında bir güldü. Emily ise ansızın hayatına girip güzelleştiren bir kelebek…  Victor başta istememişti Emily’yi. Bir anda konmuştu omzuna. Ama onun müziğini, kalbini görmüştü. İşlerin karışmasıyla kelebeğe doğru giderken buldu kendini. Kelebeğin bir günlük ömrü için kendini feda edecekti. Ama kelebeğin ihtiyacı bu değildi ki. Kelebek o kısacık ömrünü en güzel şekilde yaşayıp sonsuzluğa doğru uçmak istiyordu. Kelebek görülmek istiyordu. Saklandığı günlerin hatırına biri tarafından görülmeye ihtiyacı vardı. Ama Emily artık görülmüştü. Daha fazlasını isteyemezdi. Victor bunu hak etmiyordu. Victor onunla ölmek zorunda değildi. Onun Victoria’sı vardı. Dikenlerin arasında umutsuzca koklanmayı bekleyen masum Victoria...

Sancı

Aynanın karşısına geçmiş güzelliğini izlemekten kendini alıkoyamayan Lisa, tacını düzeltti. Annesine alması için yalvardığı elbisenin içinde çok naif hissediyordu. Pahalı olan bu elbiseyi aldırmak için bir yıldır yalvarıyordu. Modası geçmesine rağmen hâlâ çok pahalıydı ama modasının geçmesi hiçte umurunda değildi Lisa'nın. Bir eliyle eteğinin ucundan tutup kendi etrafında döndü ve kıkırdadı. Etrafında olup biten hiçbir şey umurunda değildi. Çünkü o an kimsenin, mutluluğunu bozamayacağı bir an yaşıyordu. Evin ikinci büyük ablası Marilda,Lisa'ya bir bakış attıktan sonra ablasına Luna'ya bakmaya devam etti. Sabahtan beri ablasının eteğinin dibinden ayrılmamıştı. Onun için derinden hüzün duyuyordu. Yaşları yakın olduğu için abla-kızkardeş ilişkisinden daha ziyade arkadaş gibilerdi. Birlikte büyüdük, birlikte yaşlanacağız sözünün gerçek olacağını düşünmüştü. Ama ölümden daha beter bir durumla karşılaşmış olmanın verdiği gerçeksi bir tokat ile sarsılmışlardı. Annesi ...

Cesaret Nedir?

 Çok da uzak olmayan bir zamanda arkadaşımla bir diziye başladık. Amerika ve Japon işgali içinde Kore halkının mücadelesini çok güzel anlatıyordu. Dram dizisiydi. Ağlanabilecek çok yer vardı. Ancak ben sadece bir yerinde hıçkırıklarımı tutamadım. Yan karakterin öleceğini hissettiği anda... Öyle korkusuz veya önemli bir karakter değildi. Diğerleri gibi kendini koruyamıyordu. Kötü bir ailenin zengin, şımarık çocuğu olarak biliniyordu. Belki de öyleydi. Komik ve cıvık şakalarıyla pek fazla sevilmiyordu. Ama dram dizisinde bile izleyicinin gülmesini sağlayan kişiydi kendisi. Sürekli sırıtırdı. Tabi ben o maskenin altında her acıyı hissediyordum.   Bir sahnede yaşlı bir adam öfkeyle su fırlattı bizimkinin yüzüne. Gülümsedi ve tek bir soru sordu: "Dedem miydi size zarar veren yoksa babam mı?" O an hissettiğim şeyi size nasıl anlatsam? Sevdiklerinin yaptığı bir hatayı telafi etmeye çalışmanın acısını bilir misiniz? Başkasının yükünü yüklenmenin ağrısını? Yaptığı doğru bir şey de...