Özür Dilerim...
Melda Hanım her zamanki gibi kendisini sinirlendiren kızına söyleniyordu.
-Bıktım senden! Bir şeyi de güzel yap be kızım! Ben azarlamaktan bıktım sen azar yemekten bıkmadın! Ne okulun başarılı ne arkadaşlıkların başarılı! Bir insan hiç mi doğru bir şey yapamaz? Ben senin için uğraşırken sen kafana göre yaşa! Tabi arkanı kurtaran bir annen var değil mi? Anlatıyorum, anlatıyorum hala aynı hataları yapmaya devam ediyorsun. Ablana bir kere söylerdim bir daha söylememe gerek kalmazdı. Ama sen…. Anca beni kızdır, anca beni üz… Öleyim de yaşa ot gibi hayatını!
-Bu kadar mı kötü bir insanım ben?
Kızından gelen soruya karşılık Melda bıkkınlıkla nefes aldı.
-Ne alakası var Ela? Yine saçma sapan konuşmaya başladın!
-Evet, hep saçma sapan konuşan benim. Hep yanlış yapan benim. Başarısız olan benim. Sevgine layık olmayan benim değil mi anne?
Bir duraksamadan sonra Ela titreyen bir sesle fısıldadı.
- Bu kadar mı nefret ediyorsun benden? Halbuki ablam… Tam hayallerindeki evlat değil mi?
-Ela beni sinirlendirme git odana! Hem suçlusun hem güçlüsün. “Anne haklısın” deyip susup oturmak çok mu zor?
Ela üzgün bir şekilde gülümseyip odasına doğru yürümeye başladı. Melda söylenmelerine nefes almadan devam ediyordu. “Taş doğursaydım da görmeseydim böyle nankör evladı!” diye bağırdı kızının arkasından.
Saatler sonra Melda kızıyla yaptığı kavgayı unutup kurduğu sofraya iştahla baktı. Yemek için Ela’ya seslendi. Kızının odasında yüksek sesle şarkı çalıyordu. Melda tekrar seslendi. Cevap alamayınca sinirlendi. Öfkeyle söylenerek odaya yöneldi.
-Sağır olacaksın bir gün! Sonra “Anne sen haklıydın” diyeceksin ama çok geç olacak. Normal sesle dinleyemezsin değil mi? Kime diyorum ben!
Melda sinirle kapıyı açtı. Gördüğü manzarayla donakaldı. Ela kanlar içinde yerde yatıyordu. Melda panik içinde kızına koştu. Elanın kollarından kanlar akmaya devam ediyordu.
-Kızım, yavrum ne oldu! Ne olur aç gözlerini! Bir şeyim yok de!
Eladan bir tepki alamayınca titreyerek ambulansı aradı. Hızlı bir şekilde hastaneye yetiştirilen Ela kurtarılamadı. Melda’nın hayatı başına yıkıldı. Herkesten gözü gibi sakladığı biricik kızı kendi canına kıymıştı. Nasıl yapabilmişti bunu kendine? Hiç mi düşünmemişti ailesini, annesini? Annesinin acıdan nasıl öleceğini hiç mi anlamamıştı?
Doktorun dediğine göre uzun bir zamandır kendine zarar veriyordu Ela. Vücudu çizikler içerisindeydi. Son denemesinde istediğine kavuşmuş, hayat damarını kesebilmişti.
Sonraki günler belli belirsiz geçti. Bir gün Melda dinmeyen gözyaşları içerisinde kendini Ela’nın odasına attı. Biricik kızının yatağında saatlerce ağladı. Bir ara yastığın altında bir kâğıt ilişti eline. Melda gözyaşlarının arasında kâğıdın ne olduğunu anlamaya çalıştı. Üzerinde “Anne” yazıyordu sadece. Melda titreyen ellerle açtı mektubu.
“Özür dilerim… Bu kadar kötü bir evlat olduğum için. Ablam seni bu kadar gururlandırırken ben utanç içinde yaşattığım için özür dilerim. Biliyorum, hiçbir işi doğru yapamıyorum. Ne birine yardım edebiliyorum ne de kendime. Başını öne eğmekten başka bir işe yaramıyorum. Ama ben de denedim anne... Ablam gibi olmak için çok çabaladım. Onun kadar zeki olmaya çalıştım. Seni mutlu etmeye çalıştım. Tek yaptığım seni daha da sinirlendirmek oldu. Nefretine layık oldum sadece.”
Bir gözyaşı damladı kâğıda.
“Keşke bir kere başımı okşasaydın be annem. Keşke başarıma değil de bana baksaydın. Ablama göre değil de bana göre değerlendirseydin beni. O zaman belki kendime inanmak için bir dalım olurdu. Ama şu an sadece nefret ediyorum kendimden. Aynaya bakarken bile midem bulanıyor. Nefes almayı bile yakıştırmıyorum kendime. Biliyorum… Yok olsam daha mutlu olacaksın. O yüzden bunu senin için yapıyorum annem. Senin için yok oluyorum. Senin için kendimden vazgeçiyorum. Bensiz daha mutlu olacaksın biliyorum. Başını yere eğen bir kızın olmayacak. Bunu düşünmek bile gülümsetiyor beni. Benden çok nefret etme olur mu anne? Ben senin yerine nefret ediyorum kendimden merak etme. Mutlu olabilirsin artık...”
-Beyaz Gül-
Yorumlar
Yorum Gönder