Ana içeriğe atla

Zincir Laneti

Bir çocuk pazarda kaybettiği annesini arıyordu. O sırada alışveriş yapan Ahmet'e çarptı. Annesinin de yokluğunun acısıyla ağlamaya başladı. Ahmet donakaldı. Daha sonra annesini gören çocuk ağlayarak annesine doğru koştu. Ahmet kendine sinirlendi. "Yine korkunçsun. Yine birini korkuttun." diyerek geçmişteki hatıralarını getirdi aklına. Öfkeli bir şekilde yürümeye başladı. Kendinden nefret ediyordu. Kendine olan öfkesiyle otobüse binmeye çalışırken önde ilerleyen Merve'ye doğru"Binin artık" diye bağırdı. Merve Ahmet'in öfkeli sesini duyunca telaşlandı. Eli ayağı birbirine girerek ilerledi. Yine herşeyi berbat etmişti. Yine birini kızdırmayı başarmıştı. Babasının "Sen bir halt etmezsin" lafı aklına geldi. O endişeyle korkularının arasında boğulurken farkında olmadan tutunmaya çalışan Kerem Bey'in dengesini bozdu. Kerem Bey sinirlendi. İçinden "Bu gençlerin hâli ne! Tek işleri telefona, ona buna bakmak! Görmüyorlar beni resmen!" Diye söylendi. Onu sürekli görmezden gelen karısı aklına geldi. Karşısındakini umursamayan herkesten nefret ediyordu. Sinirle ofisine doğru yol aldı. "Hoşgeldiniz Kerem Bey" diyen neşeli sekreteri Leyla'ya öfkeli bir homurdanmayla karşılık verdi. Leyla gerildi. Yine ağzını tutamamış, cıvık cıvık hareketler yapmıştı. Ne vardı düzgün bir şekilde hoşgeldin dese? Çocuk gibi neşeli söyleyip patronunu sinirlendirmişti. Kendisine olan kızgınlığıyla eve geldi. Yedi yaşındaki oğlunun elindeki su bardağını yere düşürdüğünü gördü. Öfkeyle oğluna döndü. Kendine olan öfkesi, patronuna olan öfkesi tüm tahammülünü doldurmuştu. "Niye dikkatsizsin!" Diye bağırdı oğluna. Oğlu odasına gitti. Daha gelir gelmez annesini sinirlendirmeyi nasıl başarabilmişti? Çünkü dikkatsizdi. Çünkü beceriksizdi. Yoksa annesi ona neden kızardı ki? İnsanlar birilerine kızıp başka birisine patlıyor olamazdı sonuçta. Bu kadar tek yönlü olamazlardı. Kendilerini ve dünyayı bu kadar doldurmazlardı stresle. Evet... Kesin onun yüzünden sinirlenmişti annesi. Bu zinciri devam ettirip üstüne alınmalıydı gördüğü davranışları. Hayattaki her şey onun suçu olmalıydı. Ve bir gün o da birini suçlayacak ve onu da bu lanete ortak edecekti...
                                      -Beyaz Gül-

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ölü Gelin

 Victor kararsızdı. Hep olduğu gibi her şeyi birbirine karıştırmıştı. Bir yanda ölü gelin, bir yanda müstakbel gelin… Bir yanda müzikle anlaşabildiği Emily, diğer yanda gözleriyle âşık olduğu Victoria… Victoria taze bir çiçekti. Güzelliğiyle, masumiyetiyle dikenlerin arasında bir güldü. Emily ise ansızın hayatına girip güzelleştiren bir kelebek…  Victor başta istememişti Emily’yi. Bir anda konmuştu omzuna. Ama onun müziğini, kalbini görmüştü. İşlerin karışmasıyla kelebeğe doğru giderken buldu kendini. Kelebeğin bir günlük ömrü için kendini feda edecekti. Ama kelebeğin ihtiyacı bu değildi ki. Kelebek o kısacık ömrünü en güzel şekilde yaşayıp sonsuzluğa doğru uçmak istiyordu. Kelebek görülmek istiyordu. Saklandığı günlerin hatırına biri tarafından görülmeye ihtiyacı vardı. Ama Emily artık görülmüştü. Daha fazlasını isteyemezdi. Victor bunu hak etmiyordu. Victor onunla ölmek zorunda değildi. Onun Victoria’sı vardı. Dikenlerin arasında umutsuzca koklanmayı bekleyen masum Victoria...

Sancı

Aynanın karşısına geçmiş güzelliğini izlemekten kendini alıkoyamayan Lisa, tacını düzeltti. Annesine alması için yalvardığı elbisenin içinde çok naif hissediyordu. Pahalı olan bu elbiseyi aldırmak için bir yıldır yalvarıyordu. Modası geçmesine rağmen hâlâ çok pahalıydı ama modasının geçmesi hiçte umurunda değildi Lisa'nın. Bir eliyle eteğinin ucundan tutup kendi etrafında döndü ve kıkırdadı. Etrafında olup biten hiçbir şey umurunda değildi. Çünkü o an kimsenin, mutluluğunu bozamayacağı bir an yaşıyordu. Evin ikinci büyük ablası Marilda,Lisa'ya bir bakış attıktan sonra ablasına Luna'ya bakmaya devam etti. Sabahtan beri ablasının eteğinin dibinden ayrılmamıştı. Onun için derinden hüzün duyuyordu. Yaşları yakın olduğu için abla-kızkardeş ilişkisinden daha ziyade arkadaş gibilerdi. Birlikte büyüdük, birlikte yaşlanacağız sözünün gerçek olacağını düşünmüştü. Ama ölümden daha beter bir durumla karşılaşmış olmanın verdiği gerçeksi bir tokat ile sarsılmışlardı. Annesi ...

Cesaret Nedir?

 Çok da uzak olmayan bir zamanda arkadaşımla bir diziye başladık. Amerika ve Japon işgali içinde Kore halkının mücadelesini çok güzel anlatıyordu. Dram dizisiydi. Ağlanabilecek çok yer vardı. Ancak ben sadece bir yerinde hıçkırıklarımı tutamadım. Yan karakterin öleceğini hissettiği anda... Öyle korkusuz veya önemli bir karakter değildi. Diğerleri gibi kendini koruyamıyordu. Kötü bir ailenin zengin, şımarık çocuğu olarak biliniyordu. Belki de öyleydi. Komik ve cıvık şakalarıyla pek fazla sevilmiyordu. Ama dram dizisinde bile izleyicinin gülmesini sağlayan kişiydi kendisi. Sürekli sırıtırdı. Tabi ben o maskenin altında her acıyı hissediyordum.   Bir sahnede yaşlı bir adam öfkeyle su fırlattı bizimkinin yüzüne. Gülümsedi ve tek bir soru sordu: "Dedem miydi size zarar veren yoksa babam mı?" O an hissettiğim şeyi size nasıl anlatsam? Sevdiklerinin yaptığı bir hatayı telafi etmeye çalışmanın acısını bilir misiniz? Başkasının yükünü yüklenmenin ağrısını? Yaptığı doğru bir şey de...