Ana içeriğe atla

Kaygı

 Gözlerimi kapattım sımsıkı. Etraftaki her şey yok oldu. Sesleri duymaz oldum, burnum koku almaz oldu, kalbim ses vermez oldu. Dokunduğum her şey manasını yitirdi. Yavaşça gözlerimi tekrar açtım. Yemyeşil bir orman vardı karşımda. Gökyüzünde kuşlar uçuyordu, sesleri kalbimi hızlandırdı. Kanat çırpışları yaşama hevesimi hatırlattı. Ormanın içinden sekerek bir ceylan geldi. Göz göze gelmemeye ve hareket etmemeye çalışarak ormanın içinde yürüyüşünü seyrettim. Kulaklarım onun bastığı yerden gelen çalı çırpı sesleri ile yaşama döndü, titredim. Sanki o, yere her bastığında toprağın kokusu yayılıyordu ormana. Etrafta hiç çiçek yoktu ama mis gibi amber kokuyordu her yer. Bir ağacın kavuğundan usulca başını çıkardı bir sincap. Ürkekliği kalbimdeki hisleri hatırlattı. Yavaş yavaş etraf karanlıklaşmaya başladı. Gözlerimi tekrar sımsıkı kapattım. Sesler, kokular, dokular her şey tekrardan karanlığa gömülmüştü. Kalbim sıkışıyordu. Nefes alamıyordum, soluğum kesilmişti. Gözlerimi açmak bile istemiyordum. Dokunduğum yerde kıpırdanmaya başladım ama çok sert bir zemin üzerindeydim. Çok rahatsız hissediyor ve hareket edemiyordum. Etmek istemiyordum. Elimle kalkmak için sert zemine dokunmaya çalıştım. Çığlık atarak gözlerimi açtım. Ellerim yapış yapış olmuştu. Yeşil, iğrenç ve parlayan bir sıvı elime bulaşmıştı. Ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Etrafı gözlemlemeye çalıştım. Zifiri karanlık geceyi boğmak üzereydi. Ürkütücü gözler, kapanıp açılıyordu. Nefesi daha sık alıp vermeye başladım. Ne kadar almaya çalışırsam o kadar nefessiz kalıyordum. Ayaklarım toprağın içine çekilmeye başladı. Etrafta tutunacak bir şey aradım ama hiçbir şey yoktu ve hareket etmeye her çalıştığımda vücudum daha da gömülüyordu bataklığın içine. Hareketlerimi sınırlandırmaya çalıştım, nefes almayı bırakmaya çalıştım. Boğazıma kadar batmıştım. Uzaktan gözlerimi acıtacak bir ışık huzmesi gözlerimle buluştu. Gözlerimi sımsıkı kapattım. Nefes alışlarım normale dönmeye başlamıştı. Kollarımı hareket ettirmeye çalıştığımda başarılı oldum. Bedenim kaskatı halden gevşemeye başladı. Kendimi sıkmayı bırakmıştım. Burnuma güzel kokular gelmeye başladım. Yutkundum. O kadar güzel kokuyordu ki ağzım sulanmaya başlamıştı. Gözlerimi açtım. Bir mutfaktaydım. Arkası dönük bir kadın yemek pişiriyordu. Ufak bir mutfağın içindeydim. Reyhan kokusu etrafı kaplıyordu. Kadın, dereotunu temizledikten sonra onu doğramaya başladı. Bıçağın tahtayla buluştuğu her an kalbimin ritmini hızlandırıyordu. Doğradığı dereotunu salata kasesine aldı kadın. Ellerini yıkadıktan sonra kurulamak için havluyu aramaya başladı. Yüzünü döndü ve gülümsedi. Gözlerimi kapattım sımsıkı. Tekrar açtığımda elini kurutma işlemini bitirmişti. Huzuru hissedebiliyordum gülüşünde. Kollarını açtı ve sımsıkı sarıldı huzurun kendisi. Gözlerimi kapattım sımsıkı. Derin ve yavaş nefesler almaya başladım kaybolan ve yok olan anlamın gidişi arasında. Her şey tekrardan anlamını yitirmeye başlıyordu. Bu sefer daha hızlı açtım gözlerimi, etrafta olup biteni anlamadan ve hissetmeden. Küçük bir kulübenin penceresinden içeri bakıyordum. Küçük bir kız dizlerini kendine çekmiş oturuyordu. Yoksa oturmuyor muydu. Üzerinde gördüğüm bir örtü vardı. Yorganların arasında cenin pozisyonunda duruyordu. İçeriyi daha iyi görmek için yakınlaştım. Bir yüklüğün içinde derinlere saklanmış bir kız çocuğu vardı. Anlam tekrar yükleniyordu. Bir telefon sesi duyuldu. Çocuk hareket etmedi. Israrla çalan melodiye kulak vermek istemiyordu ama huzursuzca kıpırdanmaya başladı. İçeri birinin girmesinden korkuyor gibiydi ama aynı zamanda umut dolu gözlerle kapıya bakmaya çalışıyordu. Melodi sesini kimse duymadı. Görülmediğinin ve duyulmadığının farkına vardı. Gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Kapıya yöneldim ve tokmağından tuttum, derin bir nefes aldım ve gözlerimi kırparak kapıyı açtım. Açar açmaz yok olmuştu her şey zifiri karanlık tekrar gelmişti. Gözlerimi kapatmam gerektiğini anlayınca uzun bir nefes verdim dışarı. Gözlerimi kapattım sımsıkı. Elimdeki tokmak yere düşmüştü. Lakin ses çıkmadı. Aşağı doğru bir girdapta sürüklendiğimi fark ettim. Hızlıca dönüşler alıyordum. Gözlerimi açmak istemedim ve akışa verdim kendimi. Karanlığı ruhumun derinliklerinde hissediyordum. Kendimi sonsuz döngüye teslim ettim. Nefes alışverişlerim azaldı. Ellerim boşluğa kapıldı. Bedenim gevşedi. Bedenimin parça parça girdaba katıldığını hissedebiliyordum. Sanki yanıp kül olmanın ardından savruluyordu küllerim. Teslim olmuştum artık. Her şeye... Her ana...


                                                         29 Aralık 2024

                                                           ~AhsenH~

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ölü Gelin

 Victor kararsızdı. Hep olduğu gibi her şeyi birbirine karıştırmıştı. Bir yanda ölü gelin, bir yanda müstakbel gelin… Bir yanda müzikle anlaşabildiği Emily, diğer yanda gözleriyle âşık olduğu Victoria… Victoria taze bir çiçekti. Güzelliğiyle, masumiyetiyle dikenlerin arasında bir güldü. Emily ise ansızın hayatına girip güzelleştiren bir kelebek…  Victor başta istememişti Emily’yi. Bir anda konmuştu omzuna. Ama onun müziğini, kalbini görmüştü. İşlerin karışmasıyla kelebeğe doğru giderken buldu kendini. Kelebeğin bir günlük ömrü için kendini feda edecekti. Ama kelebeğin ihtiyacı bu değildi ki. Kelebek o kısacık ömrünü en güzel şekilde yaşayıp sonsuzluğa doğru uçmak istiyordu. Kelebek görülmek istiyordu. Saklandığı günlerin hatırına biri tarafından görülmeye ihtiyacı vardı. Ama Emily artık görülmüştü. Daha fazlasını isteyemezdi. Victor bunu hak etmiyordu. Victor onunla ölmek zorunda değildi. Onun Victoria’sı vardı. Dikenlerin arasında umutsuzca koklanmayı bekleyen masum Victoria...

Sancı

Aynanın karşısına geçmiş güzelliğini izlemekten kendini alıkoyamayan Lisa, tacını düzeltti. Annesine alması için yalvardığı elbisenin içinde çok naif hissediyordu. Pahalı olan bu elbiseyi aldırmak için bir yıldır yalvarıyordu. Modası geçmesine rağmen hâlâ çok pahalıydı ama modasının geçmesi hiçte umurunda değildi Lisa'nın. Bir eliyle eteğinin ucundan tutup kendi etrafında döndü ve kıkırdadı. Etrafında olup biten hiçbir şey umurunda değildi. Çünkü o an kimsenin, mutluluğunu bozamayacağı bir an yaşıyordu. Evin ikinci büyük ablası Marilda,Lisa'ya bir bakış attıktan sonra ablasına Luna'ya bakmaya devam etti. Sabahtan beri ablasının eteğinin dibinden ayrılmamıştı. Onun için derinden hüzün duyuyordu. Yaşları yakın olduğu için abla-kızkardeş ilişkisinden daha ziyade arkadaş gibilerdi. Birlikte büyüdük, birlikte yaşlanacağız sözünün gerçek olacağını düşünmüştü. Ama ölümden daha beter bir durumla karşılaşmış olmanın verdiği gerçeksi bir tokat ile sarsılmışlardı. Annesi ...

Cesaret Nedir?

 Çok da uzak olmayan bir zamanda arkadaşımla bir diziye başladık. Amerika ve Japon işgali içinde Kore halkının mücadelesini çok güzel anlatıyordu. Dram dizisiydi. Ağlanabilecek çok yer vardı. Ancak ben sadece bir yerinde hıçkırıklarımı tutamadım. Yan karakterin öleceğini hissettiği anda... Öyle korkusuz veya önemli bir karakter değildi. Diğerleri gibi kendini koruyamıyordu. Kötü bir ailenin zengin, şımarık çocuğu olarak biliniyordu. Belki de öyleydi. Komik ve cıvık şakalarıyla pek fazla sevilmiyordu. Ama dram dizisinde bile izleyicinin gülmesini sağlayan kişiydi kendisi. Sürekli sırıtırdı. Tabi ben o maskenin altında her acıyı hissediyordum.   Bir sahnede yaşlı bir adam öfkeyle su fırlattı bizimkinin yüzüne. Gülümsedi ve tek bir soru sordu: "Dedem miydi size zarar veren yoksa babam mı?" O an hissettiğim şeyi size nasıl anlatsam? Sevdiklerinin yaptığı bir hatayı telafi etmeye çalışmanın acısını bilir misiniz? Başkasının yükünü yüklenmenin ağrısını? Yaptığı doğru bir şey de...